KUMRUM

GERCEK TÜRKLERIN YENI ADRESI
 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Türkler, tarih sahnesinde en erken görünen milletlerden birisidir.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: Türkler, tarih sahnesinde en erken görünen milletlerden birisidir.   Ptsi Ara. 08, 2008 1:28 pm

Türkler, tarih sahnesinde en erken görünen milletlerden birisidir. M.Ö. 2000 yılından itibaren kurdukları devletler ve oluşturdukları topluluklar ile dünya tarih ve medeniyetinde önemli bir yer edinmişlerdir. Bununla birlikte, tarihteki rolleri ile mütenasip bir şekilde araştırılıp incelenmemişlerdir. “Türk Tarihi Üzerinde Çalışmalar ve Genel Değerlendirmeler” başlığı altında konuyu ele alan bilim adamlarının da ifade ettiği gibi, bu durum, tarih boyunca Türklerin çok geniş bir alanda yaşamalarından ve çok farklı kültür, topluluk ve devletlerle komşuluk yapmış olmalarından kaynaklanmaktadır. Çünkü, uzun bir dönemde, başta Çin, Hint, Fars, Bizans, Arap ve nihayet Batı Avrupa olmak üzere bir çok ulusla iç içe yaşamaları, Türk tarihinin kaynaklarının da çok farklı yerlerde ve dillerde olması sonucunu doğurmuştur. Bu engeli aşmak için yapılması gereken, disiplinler arası ilişkiye dayalı bilimsel çalışmalara yönelmektedir. Ne yazık ki, bu tür bir yaklaşımı destekleyecek veya teşkilâtlandıracak bir kurum oluşturulamamış, Türk tarih yazıcılığı ferdî gayretlerle sürdürülmeye ve yerli kaynaklara dayalı olarak yapılmaya çalışılmıştır. Bunun sonucunda da özellikle Türk tarihinin en önemli kaynakları arasında bulunan Çin İmparator günlükleri, Arap ve Fars kaynakları, resim, şekil ve damgalar, yazıtlar ve arkeolojik buluntular yeterince değerlendirilememiştir. Dolayısıyla, Türklerin anayurdu, adı, ilk kurdukları devletlerin özellikleri gibi konular kesin olarak ortaya konulamamıştır. Ancak, Türklerin yaşadıkları alanların göçlerle genişlemesi, Türk tarihi araştırmalarına ilginin daimi yoğun olmasına yol açmıştır. Bu itibarla, Türkoloji araştırmalarının tarihi de çok eski dönemlere kadar gitmektedir. Avusturya, Macaristan, Rusya ve son yıllarda artan ilgisi nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri, Türk dil, kültür ve tarihinin araştırılmasında önemli katkılar sağlamışlardır. Orhun yazıtlarının bulunması, dünyaya duyurulması ve okunması ise eski Türk tarihinin bilinmeyen noktalarını önemli ölçüde aydınlatmıştır. Birinci bölümde bu çalışmalar değerlendirilmekte ve Türkoloji’nin geldiği nokta ortaya konulmaktadır.
İkinci bölümde Türklerin yaşadıkları coğrafya, anayurtları, nüfus yapıları, kurdukları devletler ve komşularıyla münasebetleri ele alınmaktadır. Türk adının anlamı ile başlayan bu bölümde, Türklerin tarih sahnesine ilk çıktıkları bölgenin Köğmen Dağları civarı olduğunun tespiti yapılmakta ve daha sonra da Türklerin yaşadıkları ve göç ettikleri yerlerin sınırları belirlenmektedir. Nitekim son zamanlarda kültür kalıntıları üzerinde yapılan kazılar neticesinde, başta Tagar (Türkçe adı Kem) olmak üzere en eski yerleşim alanlarının Türkler tarafından kurulduğu ortaya konulmaktadır. Yine tarihi M.Ö. II. bine kadar inen Karasuk kültürü de Türklere atfedilmektedir. Orta Asyanın bu en eski kültürleri üzerinde yapılan araştırmaların en önemli sonuçlarından birisi, Türklerin yerleşik bir hayat sürdüğünü ve çiftçilik yaptığını kanıtlamasıdır. Bu tespitler göçebe ve yerleşik Türklerin ilk anayurtlarının Altay ve Sayan (Köğmen) dağları çevresi olduğunu, fakat daha sonra bu bölgenin genişleyerek batıda İtil Irmağı kıyılarına ve hattâ Hazar Denizi’ne kadar, güneyden kuzeye ise Tanrı dağları ve Urallar arasında uzandığını göstermektedir. Bu da kimlikleri tartışma konusu olan Saka göçebelerinin Türklerle yakın bağlantılarına işaret etmektedir.
Bu ciltte ele alınan en önemli konulardan birisi de Türklerin göç alanlarıdır. Çünkü Türklerin göç sebepleri ve bu göçler sonucunda yayıldıkları alanlar, hem Türk tarihinin, hem de önlerinden göçe zorlanan kavimler dolayısıyla Avrupa ve Anadolu tarihinin en önemli konularından birisini teşkil etmektedir. Türk göçleri, Orta Asya kültür ve medeniyetinin dışarıya taşınmasında ve siyasî coğrafyanın oluşmasında belirleyici olmuştur. Nitekim son yüzyılda yapılan çalışmalar, milattan önce meydana gelen Türk göçleriyle, Türk olduğu bazı dil, arkeolojik vb. delillerle kısmen kanıtlanabilen kavimlerin Çin, Mezopotamya, İran, Hindistan ve Anadolu’ya kadar geldiklerini göstermektedir. Öte yandan milattan sonraki göçlerin sonuçları da günümüze kadar gelen siyasi coğrafyanın oluşmasında önemli bir paya sahiptir. Buna da özellikle Hun, Ogur (Oğuz), Dokuz Oğuz, Avar ve Ak-Hun gibi Türk topluluklarının önemli bir kısmının kuzey İpek Yolu’nu izleyerek, Doğu Avrupa’ya yönelmesi yol açmıştır.
Bu cildin ele aldığı önemli bir Türk devleti de Hun İmparatorluğu’dur. Türk tarihinin yazılı belgelere dayalı tarihinin başladığı ilk devlet olan Hunlar, bilindiği gibi, tarih sahnesine teşkilâtlı ve güçlü bir devlet olarak çıkmışlar ve hem Asya hem de Avrupa tarihinde bin yıla yakın bir süre söz sahibi olmuşlardır. Ne zaman kurulduğu kesin olarak tespit edilemeyen Hun İmparatorluğu, bazen büyük bir güç, bazen parçalanmış bir İmparatorluk şeklinde Türk tarihinde oynadıkları rolle yankı uyandırmışlardır. Özellikle Asya Hun İmparatoru Mete’nin (M.Ö. 209-174) Çin İmparatorluğu’nu sarsmasına ve Çin Seddinin inşa edilmesi sonucunu doğuran benzer bir etkiyi ne gariptir ki, altı asır sonra Avrupa Hunlarının İmparatoru Attila (434-453), Roma İmparatorluğu ve genelde Avrupa’yı titreterek yapmıştır. Bu bakımdan bu ciltte ele alınan Asya ve Avrupa Hunları Türk ve dünya tarihinin önemli bir dönemine ışık tutmaktadır.
İmparatorluğun parçalanmasından sonra (M.Ö. 54)Türk boylarına kuzey göç yolunu açan Hun Türkleridir. Avrupa Hun Devleti’ni kuracak olan bu grup, büyük kitleler halinde, 350 yıllarında İtil nehrini geçerek, ilk defa 374 yılında Doğu Avrupa’ya ayak basmıştır. Onların bu hareketi bütün Doğu Avrupa kavimlerinin yer değiştirmesine sebep olacak ve bu önemli göç olayı “kavimler göçü” olarak tarihe kaydedilecektir. Avrupa tarihinin baş aktörü Roma İmparatorluğu’nun tarihini değiştirenler de, başlarında Attila olan Avrupa Hunlarıdır. Onun Hun İmparatoru olarak Avrupa’da yarattığı korku ve panik, Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü hızlandırmış ve daha da önemlisi Batı tarihçiliğinin Türklere bakışını tarih boyunca derinden etkilemiştir.
Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Asya’daki gelişmeler ve Akhunlar Devleti de bu ciltte ele alınmaktadır. 350 yılları dolaylarında, Altay dağları çevresindeki yurtlarından ayrılan bir grup Hun kitlesi, yani Akhunlar, Güney Kazakistan bozkırlarından başlamak üzere Hindistan’a kadar olan geniş bir bölgede hüküm sürmüşlerdir, burada etkileri günümüze kadar ulaşan büyük bir devlet kurmayı başarmışlardır.
Bu bakımdan elinizdeki cilt, Türk adının tarih sahnesinde görünmesinden Göktürklere kadar, Türk tarih ve medeniyetinin dünya tarihindeki yeri ve öneminin layıkıyla değerlendirilebilmesi açısından önemli bir dönemi incelemektedir.

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Türkler, tarih sahnesinde en erken görünen milletlerden birisidir.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Türkler ve İslamiyet
» Erken ergenlik eşittir kısa boy!
» ~Ya Çok Şanslıyım Ya Da Çok Şanslıyım~
» Türkler'de 9 Sayısı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUMRUM :: KUMRUM TÜRK DÜNYASI VE DINIMIZ :: TÜRK TARiHi-
Buraya geçin: