KUMRUM

GERCEK TÜRKLERIN YENI ADRESI
 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 TÜRK MİLLETİ'NE VERİLEN ŞEREFLİ GÖREV

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: TÜRK MİLLETİ'NE VERİLEN ŞEREFLİ GÖREV   C.tesi Ağus. 30, 2008 9:17 am

Müslümanlığın korunması gibi şerefli bir görevi yüce Allah Türk Milleti'ne nasip etmiş, milletimiz de bu uğurda temiz kanlarını akıtarak, canlarını seve seve vererek görevini yerine getirmiştir. Türklerin İslamiyet davasına sahip çıkmaları sonucunda ortaya son derece değerli bir İslam kültür ve medeniyeti çıkmıştır. Bu kültürün oluşmasıyla ilimde, sanatta birçok değerli eserler meydana getiren alimler ve sanatkarlar yetişmiştir. Örnek vermek gerekirse;

-Müslümanlığın temiz inançlarının savunucusu ve İtikad'da Maturidi Mezhebinin kurucusu Ebû Mansur Maturidi,

-Peygamberimizin mübarek sözlerinin toplandığı ünlü "Sahih-i Buhari" kitabını meydana getiren Muhammed b. İsmail Buhari,

-Büyük İslâm düşünürü ve bilgini İmam-ı Gazali,

-Tüm dünyada tanınan İslam düşünürü Mevlâna Celaleddin-i Rumi.

Bunlar, Türk Milleti'nin yetiştirdiği çok sayıda büyük din bilgininden sadece birkaçıdır.

Bizlere kütüphaneler dolusu çok kıymetli eserler bırakan ve adlarını burada sayamayacağımız pek çok Türk bilgini vardır.

"Türk dilini öğreniniz, çünkü Türklerin çok zaman sürecek bir hâkimiyetleri vardır." Kaşgarlı Mahmud

Savaşlar ve göçler sonucunda dünyaya yayılan Türkler, pek çok farklı kültür ve inanca sahip halk ile tanışmıştır. Ancak, Türkler asıl kimliğini Müslümanlık ile bulmuş ve asırlar boyunca Müslümanlığın koruyuculuğunu ve bayraktarlığını yapmıştır.

Orta Asya'dan, güneye ve batıya doğru göç eden Türk boylarından bir kısmı İran'a yakın bölgelere, bir kısmı da İran'da Sasani İmparatorluğu engeli ile karşılaşınca Hindistan'a doğru yönelmişlerdir.

Sasani İmparatorluğu, Türkler ve Müslümanlar arasında bir engeldi. Bu engel Arap ordularının Yermuk (634), Kadisiye (635) ve Nihavend (641) savaşlarının ardından İran'ı ele geçirmeleriyle ortadan kalkmıştır. Zaten bu civarda yerleşik bulunan Türkler, Araplar ile önceleri savaş halinde bulunmuş olsalar bile, Talas savaşında (751) Araplar ile birlikte Çinlilere karşı savaşmışlardır. Savaş sonrasında Çin'in Orta Asya'dan çekilmesiyle bölgeye Araplar hâkim olmuşlardır. Bu tarihten itibaren de Türkler Müslümanlığı tanımaya başlamışlardır. Bu yakınlaşmaların sonucunda gelişen siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkiler Türkler arasında Müslümanlığın yayılmasını iyice hızlandırmıştır. Maveraünnehir'in Buhara, Semerkant, Fergana ve Curcan gibi büyük Türk şehirleri, İslâm kültür ve uygarlığının önemli merkezleri haline gelmeye başlamıştır. O zamana kadar sadece askeri alandaki üstünlükleriyle nam salmış olan Türkler, artık Müslümanlığa katkı sağlayacak duruma gelmişlerdir.

Türklerin Araplar ile yakınlaşması sonucunda Maveraünnehir bölgesindeki Türkler hızla Müslümanlığı kabul ediyorlardı. İtil Bulgarlarının hükümdarı Almış, Bağdat Abbasi Halifesin'den din adamı ve askerlik teknolojisi bilen insanlar (kale yapımı için) istemişti. Onuncu asrın başlarında onlara bir Müslüman heyeti geldi. O sırada Hazar Hanları Museviliği, Uygurlar mani dinini, Doğu Avrupa'ya giden Türkler ise Hırıstiyanlığı kabul etmişlerdi. İtil (Volga) Bulgar Milleti ilk Müslüman Türk Milleti oldu. Cuma hutbelerinde "Allah'ım, Bulgar il-teberini (hükümdar) doğru yola götür" deniyordu. Hükümdar, babası Müslüman olmadığı için onun adını anmak istemedi, onun yerine Abdullah adını kullandı. Bulgar Türkleri o sırada eski örf ve adetlerini, bazıları İslâm'a uymasa da, devam ettiriyorlardı. Müslümanlığın şartlarını yerine getirme konusunda çok ciddi idiler. Bunlar aynı zamanda Müslüman olmayan komşu Türk ülkelerine karşı gaza yapıyorlardı. Nitekim Başkurt Türkleri o sırada Hıristiyan olacakken Bulgarlar bunu engellemişlerdir.

Maveraünnehir bölgesinde Müslüman Türk nüfusu gitgide artıyordu; bazı şehirleri, mesela Farab'ın, nüfusu çoğunlukla Müslüman olmuştu. Buralarda yaşayan Türkler mal ve paralarının çoğunu gazaya ve cihada ayırıyor, "putperest" dedikleri soydaşlarını Müslüman etmek üzere onların ülkelerine akın eden gazileri besliyorlardı. Aynı dönemde göçebe Karluk ve Oğuz boylarının kitleler halinde Müslüman oldukları görülüyordu. Müslüman nüfusun arttığı Türk şehirlerinde İslâm medeniyeti de ilk büyük meyvelerini vermeye başlamıştı; buralarda büyük alimler ve zahidler yetişiyordu.

Türklerin Müslümanlığa girmeleri uzun zaman içinde ve yavaş yavaş devam etmiş, X. yüzyılda ise çok büyük hız kazanmıştır.

Araplar Maveraünnehr'e geldikleri zaman Türklerin yüksek ahlâki meziyetlere, büyük bir idarecilik ve askerlik yeteneğine sahip olduklarını görmüşlerdi. Türklerin şöhreti uzak İslâm diyarlarına kadar yayılıyor, herkes Türklerden bahsediyordu. Müslümanlar arasında, Türkler Müslümanlığa girdikleri takdirde artık hiçbir gücün İslâm'a karşı çıkamayacağı inancı doğmuştu. Pek çok kişi de vaktiyle Hazreti Muhammed'in Türklerle ilgili övgülü ve müjdeli sözler söylediğini rivayet ediyordu.

Arap edebiyatçıları ve tarihçileri de Türkler hakkında övgü dolu şeyler yazmışlardır. Bunlardan biri olan Cahiz, 'Türklerin Faziletleri' adlı kitabında şöyle diyor:

"Savaş sanatı Türk'e bilgi, tecrübe, siyaset ve sâir yüksek vasıflar kazandırmıştır. Türk daima sözünde durur ve hile bilmez. Türk Hakanı hileyi sadece savaşta da olsa yapmak zorunda kaldığını üzülerek belirtir ve iki yüzlü olanları daima en kötü insan sayar... Arap ordularını Türkler kadar titreten başka bir Millet yoktur. Türkler daima soylarıyla iftihar ederler, vatanlarına ve dillerine çok bağlıdırlar. Düşmanları esir alınca onlara iyilik ve ikram eder, alicenablık gösterirler."

IX. Yüzyılın ortalarında artık Abbasi ordularında çok sayıda Türk vardı. Abbasiler birçok Türk'ü İslâm-Bizans sınırına yerleştirerek, onları Hıristiyanlara karşı İslâm dünyasının sınır bekçileri yaptılar. Böylece Türkler, Selçuklu akınından çok önceleri Anadolu'ya gelmiş ve oralarda yerleşmiş oluyorlardı. Battal Gazi Destanı işte bu sınır gazisi akıncı Türkler devrinden kalma bir destandır.

Türklerin İslâm dinini oldukça kısa sürede kabul ettikleri kesindir. Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişler; Buna rağmen Müslümanlık dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini son hak din olduğu için ve emrettiği güzel ahlak da Türk'ün millî yapısına en uygun yapı olduğu için, Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TÜRK MİLLETİ'NE VERİLEN ŞEREFLİ GÖREV
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUMRUM :: KUMRUM TÜRK DÜNYASI VE DINIMIZ :: TÜRK TARiHi-
Buraya geçin: