KUMRUM

GERCEK TÜRKLERIN YENI ADRESI
 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra   C.tesi Kas. 07, 2009 3:56 pm







Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra”...



29 Mayıs Sabahı...

İstanbul fethedildiği gün günlerden Cuma... Fatih Sultan Mehmet Ayasofyada Cuma Namazını kıldırarak hakimiyetini ilan edecek. Bütün ordu ardında. Ellerini kaldırıp tekbir alıyor. Herkes ulvi bir sesle tekbir alıp el bağlıyor. Birden selam veriyor. Sonra bir daha tekbir alıyor. Üçyüzbin kişi tekbir alıyor. Sonra yine selam veriyor. Tekrar tekbir alıp namazı kıldırıyor. Hocası Akşemseddin namazdan sonra talebesi sultanı azarlıyor;
-Yazıklar olsun sana! İstanbulu fethettim diye kibre kapılıp bir namazı bile üç tekbirle kıldırırsın...

Fatih gözleri yaşlı hocasına bakıp;

-Hocam eğer bu sitemin olmasaydı asla söylemezdim. Birinci tekbirde aklıma bir şey girdi. Bu kilisenin yönü kıble tarafında değil. Selam verdim. Sonraki tekbirde yine evham geldi. Yine selam verdim. Üçüncü tekbiri alırken Kabe bütün ihtişamıyla önümde belirdi. Rahatlayıp namazı kıldrdım. dedi.

Akşemsettin de Fatih'e :

-Ben de sen bunu anlatmasaydın asla anlatmazdım. Sen birinci tekbiri alınca eyvah buranın yönü kıbleye değil. Yetiş Allahım imdada dedim. Selam verince rahatladım. İkinci tekbirde yine Allaha yalvardım. Selam verince rahatladım. Sen üçüncü defa tekbir alırken Hızır Aleyhisselam geldi. Parmağını caminin duvarına sokup kıbleye çevirdi. Allah bize fethi müyesser eyledi. Buyurdu.

İşte Ayasofyada insanların duvarda görüp de çeşitli anlamlar yükledikleri, Hristiyanların kendilerine mal etmeye çalıştıkları deliğin sırrı budur.



Fatihin Ayasofya Kitabesi (Vasiyet)

"Kim Ayasofyayı Cami olmaktan çıkarıp başka bir şekle koyarsa; Önce Peygamberin ve Ashabının, Ondan sonra Tabiinin, Tebau Tabiinin, Sonra Bana kadar gelen tüm ecdadımızın, hulasa benim ve benden sonra gelen bütün nesillerin laneti onların üzerine olsun"



(Bu nesil acaba kim?)



1930 Yılına kadar, Sultan Ahmet Camisine gelip her gün ağlayan yaşlı bir adam varmış. Bir gün biri merak edip adama sormuş:
-Baba nedir derdin? Her gün neden ağlarsın?

Dede şöyle bir mahzun bakıp başlamış anlatmaya:
-Ben Abdülhamit Hanın ordusunda kumandandım. Onun gözdesiydim. Savaşlar başlayıp, bende can korkusu olunca sultandan emekliliğim için müsaade istedim. Hünkar bana; "Sen bize lazımsın. Hele dur. Şu kara günler geçsin düşünürüz" deyip erteledi. Ben bir zaman sonra tekrar emekliliğimi istedim. Aynı cevabı verdi. Üçüncü defa yanına gidince hoşnutsuz bir yüz ifadesiyle: "Kabulümdür!" deyip fermanı imzaladı. Babamdan epey bir mal kalmıştı. Altın yaldızlı at arabama kurulup, deniz kıyısındaki yalıma geldim. O gece rahatlamış bir şekilde yattım ve rüyamda Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bana göründü. Abdülhamit hanla birlikte orduyu denetliyor. Bütün alaylar, taburlar, kıtalar... Sıra benim kıtama geldi. Abdülhamit Han beni göstererek: " Ya Rasulallah! Bu benim en kıymetli komutanımdı. Lakin beni terk etti. Bende onu ordudan attım!" dedi. Rasulullah bana şöyle bir kızgın çehre ile bakıp Abdülhamit Hana: "
Senin ordudan attığını biz ümmetlikten attık"
buyurdu.

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın?



Genç Osman

Dördüncü Murat Bağdat seferine çıkarken bir ferman yayınlamış. "Her kim bıyığı tarak tutmuyorsa bu sefere katılmasın." Genç Osman adı ile tarihe geçen 15 yaşındaki delikanlı, içindeki şehitlik aşkı ile bu fermanı dinlememiş ve askerin birine yalvarıp sandığına saklanmış. Yolda bir elma bahçesinden geçmişler. Dördüncü Murat orduyu durdurup arama yapılmasını emretmiş.
Yaklaşık 200.000 kişilik ordunun eşyaları arasında bir tek elmaya rastlanmamış. Çıka çıka sandıkların birinden Genç Osman çıkmış. Padişah mahçup bir tavırla kendisini süzen Osmancık'a bakıp

: "Neden emrimize karşı geldin? Bıyığın tarak tutarmı?" deyince Osman hemen atılmış: -Padişahım bana bir tarak verin. O zaman gümüşten taraklar varmış. Bir tarak vermişler. Genç Osman tarağı almış, üst dudağına saplamış. Tarak dudağında, ağzına doğru kanlar süzülürken o gülümseyerek: "İşte padişahım benim de bıyığım tarak tutuyor" deyince padişah ağlayarak Osman'a bir kılıç verilmesini emretmiş. Kahramanca çarpışan Genç Osman bu savaşta şehit düşmüş.

(Tarihte iki Genç Osman vardır.
Biri padişah Genç Osman. İkincisi bu savaştaki Genç Osman.
Türkülerde adı geçen Genç Osman'da budur!)

1930 Yılına kadar, Sultan Ahmet Camisine gelip her gün ağlayan yaşlı bir adam varmış. Bir gün biri merak edip adama sormuş:
-Baba nedir derdin? Her gün neden ağlarsın?

Dede şöyle bir mahzun bakıp başlamış anlatmaya:
-Ben Abdülhamit Hanın ordusunda kumandandım. Onun gözdesiydim. Savaşlar başlayıp, bende can korkusu olunca sultandan emekliliğim için müsaade istedim. Hünkar bana; "Sen bize lazımsın. Hele dur. Şu kara günler geçsin düşünürüz" deyip erteledi. Ben bir zaman sonra tekrar emekliliğimi istedim. Aynı cevabı verdi. Üçüncü defa yanına gidince hoşnutsuz bir yüz ifadesiyle: "Kabulümdür!" deyip fermanı imzaladı. Babamdan epey bir mal kalmıştı. Altın yaldızlı at arabama kurulup, deniz kıyısındaki yalıma geldim. O gece rahatlamış bir şekilde yattım ve rüyamda Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bana göründü. Abdülhamit hanla birlikte orduyu denetliyor. Bütün alaylar, taburlar, kıtalar... Sıra benim kıtama geldi. Abdülhamit Han beni göstererek: " Ya Rasulallah! Bu benim en kıymetli komutanımdı. Lakin beni terk etti. Bende onu ordudan attım!" dedi. Rasulullah bana şöyle bir kızgın çehre ile bakıp Abdülhamit Hana: "
Senin ordudan attığını biz ümmetlikten attık"
buyurdu.

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın?



Genç Osman

Dördüncü Murat Bağdat seferine çıkarken bir ferman yayınlamış. "Her kim bıyığı tarak tutmuyorsa bu sefere katılmasın." Genç Osman adı ile tarihe geçen 15 yaşındaki delikanlı, içindeki şehitlik aşkı ile bu fermanı dinlememiş ve askerin birine yalvarıp sandığına saklanmış. Yolda bir elma bahçesinden geçmişler. Dördüncü Murat orduyu durdurup arama yapılmasını emretmiş.
Yaklaşık 200.000 kişilik ordunun eşyaları arasında bir tek elmaya rastlanmamış. Çıka çıka sandıkların birinden Genç Osman çıkmış. Padişah mahçup bir tavırla kendisini süzen Osmancık'a bakıp

: "Neden emrimize karşı geldin? Bıyığın tarak tutarmı?" deyince Osman hemen atılmış: -Padişahım bana bir tarak verin. O zaman gümüşten taraklar varmış. Bir tarak vermişler. Genç Osman tarağı almış, üst dudağına saplamış. Tarak dudağında, ağzına doğru kanlar süzülürken o gülümseyerek: "İşte padişahım benim de bıyığım tarak tutuyor" deyince padişah ağlayarak Osman'a bir kılıç verilmesini emretmiş. Kahramanca çarpışan Genç Osman bu savaşta şehit düşmüş.

(Tarihte iki Genç Osman vardır.
Biri padişah Genç Osman. İkincisi bu savaştaki Genç Osman.
Türkülerde adı geçen Genç Osman'da budur!)

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: Geri: Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra   C.tesi Kas. 07, 2009 3:57 pm

NALINCI BABA HAZRETLERİ

Adsız şansız bir Allah dostu..



Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

- Hayrola efendim canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşaallah.
- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd'a çıkar, döner Vefa'ya. Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar 'Kimdir bu?' Ahali 'Aman hocam hiç bulaşma' derler, 'ayyaşın meyhur'un biri işte!'
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade ette bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.

ÖFKELİ KOMŞULAR

Bir başkası tafsilata girer. 'Biliyor musunuz?' der, 'Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine' Hele yaşlının biri çok öfkelidir. 'İsterseniz komşulara sorun' der, 'Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?' Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam Vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.
- Nereye?
- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebamızdır. Defnini tamamlasak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim Ayasofya'dan, Süleymaniye'den. En azından Fatih Camii'nden.
- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.

Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.
Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır 'Sultanım' der, 'yanlış yapıyoruz galiba'
- Nasıl yani?
- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri?
- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

'BİZİM EFENDİ BİR ALEMDİ'

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. 'Hakkını helal et evladım' der, 'Belli ki çok yorulmuşsun.' Sonra eşiğe çöker ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. 'Biliyor musun oğlum?' diye dertli dertli söylenir, 'Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.'
- Niye?
- Ümmet-i Muhammed içmesin diye.
- Hayret.

BAK ŞU İŞE!

Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. 'Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım' derdi. 'öyleyse şimdi dinleseniz gerek' O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. 'Öyle bir imamın arkasında durmalı ki' derdi, 'tekbir alırken Kabe'yi görmeli.'
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.
- İşte bu yüzden Nişanca'ya, Sofular'a uzanırdı ya. Hatta bir gün 'Bakasın Efendi!' dedim,
'Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada'.
- Doğru öyle ya?
- 'Kimseye zahmetim olmasın!' deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. 'İş mezarla bitiyor mu?' dedim. 'Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra 'Allah büyüktür hatun' dedi, 'Hem padişahın işi ne?'

Not:

İşte Nalıncı Baba o adsız sansız Allah dostlarından biridir. Asıl adı, Muhammed Mimi Efendidir. Bergamalıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanı'nda, Cibali tütün fabrikasının arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır.

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: Geri: Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra   C.tesi Kas. 07, 2009 3:57 pm

Bir sabah vakti.

Ezanlar okunuyor. İnsanlar sokakta...
Hazreti Mevlana camiden çıkıp hızlı adımlarla bir yere doğru gidiyor.
O kadar acele ediyor ki kan ter içinde kalıyor.
Gün yavaş yavaş ağarmaya başlıyor.
Nefes nefese kalan mübarek zât üzgün bir çehre ile bir
an duraksıyor.

Geldiği yer idam edilecek şahısların getirildiği bir meydan.
Ortada darağacı kurulmuş.

Ve bir adam idam edilmiş!!!

Bir anlık hüzünlü duraksamadan sonra koşup
asılı adamın ayaklarını öpmeye başlıyor.

Bizi affet! bizi affet! sana yetişemedik...

Orada bulunan herkes şaşkın...

Koskoca Mevlana bir adi adamın ölüsünü niye öpüyor?

Soruyorlar:
- Hocam neden böyle yapıyorsun? Bu ne iştir?
Bu adam hırsızdı, katildi, ırz düşmanı idi...


Mevlana göz yaşından ıslanmış başını kaldırıp:

- Biz onu çocukluğunda, gençliğinde eğitseydik,
kötülük yapmasına engel olsaydık,
ona sahip çıksaydık şimdi bu halde olmazdı...!
ona yetişemedik.
Toplum olarak görevimizi yapamadık.
Onun için ondan af diliyorum! deyip yere çökmüş.

Çevredekiler bu sözler üzerine kendilerine gelememişler.



_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: Geri: Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra   C.tesi Kas. 07, 2009 3:58 pm


BU BİR OSMANLI SAVAŞ FERMANIDIR !

Yıl 1912, İngilizler Hindistan’ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlı’dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan’a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan’a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.

Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlükmücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya’ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.

Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.

1918′de Avustralya Çanakkale’ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.

Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya’da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler.

Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:

Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri,

Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.

Bu bir “Osmanlı Savaş Fermanı “dır. Ekselanslarının bilgilerine duyurulur.

Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet, Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah İki Osmanlı askeri, Sidney’ in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.

Ne olduğunu bir turlu çözemeyen Avustralya devletının sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur

Ve ikı Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.

İki askerin şu an mezarı Sidney’e 250 km uzakta Karlıdaglar’da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan’da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok.

Bu bilgi Hindistan büyükelçiliğinin açıklamasından çıkarılmıştır…

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: Geri: Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra   C.tesi Kas. 07, 2009 3:58 pm


“Beni garipler gibi defnedin!”

Bir arefe günü Fatih “Sizinle bayram başka güzel, teşrif ederseniz bu fakiri sevindirirsiniz” diye haber yollar Molla Gürani hazretlerine... Mübarek, saray ulağına garip talebeleri gösterir ve;
“Biz bayramı bunlarla birlikte yapmayı düşünüyoruz” der. Sonra elini umursamaz tavırlarla sallayıp, “Hem bu yağmurda çamurda sarayda işim ne?”
Fatih mâhzun olur. Çocuk gibi içini çeker, “Hâlbuki” der, “biz onların gelmesiyle bayram yapardık, bilmezler mi?”

Bütün kaideleri alt üst eder!
Molla Gürani bunu hissetmiş olmalı ki, ansızın çıkagelir. Ancak alkış, şiir, methiye, mehter, nevbet fasıllarına aldırmaz bile, bahçeyi atıyla geçerek bütün kaideleri alt üst eder. Belki de lisan-ı hal ile “Gururlanma padişahım” der, “senden büyük Allah var!”... Şehzadeliğinde sözleriyle ders verdiği insana, padişahlığında da hal ve hareketleriyle ders vermeye devam eder mübarek. Çünkü Fatih padişah da olsa ölene kadar talebesidir onun...

“Hakkımı ödeme zamanıdır”
Molla Gürani Hazretleri dünya makamlarına rağbet etmez, ancak gençleri yükselmeye teşvik eder. Nitekim gün gelir müderrisliği de bırakır ve mütevazı dergahında bildiği usullerle talebe yetiştirir... Döner dolaşır ölümü anlatır ve ona hazırlanır.
Ve bir gün talebelerini toplar. “Şimdi!” der, “üzerinizde olan hakkımı ödeme zamanıdır. Açın bakayım Yasin-i Şerifi!” Genç mollalar onun son yolculuğa çıkacağını anlar ve çok ağlarlar. “Size vasiyetim şudur ki, beni garipler gibi defnedin!” buyurur ve dediği gibi defnederler...
Hani diyorum garipler gibi defnedildi ama hiç değilse bir fatiha göndererek kabrinde garip bırakmayın. İnanın buna ondan çok bizim ihtiyacımız var...

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: Geri: Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra   C.tesi Kas. 07, 2009 3:59 pm



cengizin adını bile toprağa gömüp bir daha hiç çıkartmayacak olan tarihin en büyük cihangirlerinden olan yavuz sultan selim hanın şu sözleri islamiyyete bağlılığını pek güzel ifade eder.

buyrun hep beraber okuyalım...



dünya bana dar geliyor.


dünya iki cihangire kifayet etmeyecek kadar küçüktür.



(devlet erkanına) biz bütün efrencin (avrupanın) fethini istiyoruz.siz ise bizim gayemizi küçücük bir adaya (rodos adası) hasrediyorsunuz.


oğlu cihan hakanı kanuni sultan süleyman hana hitabı:


oğlum dünyada huzur için saadet için tek memleket tek bayrak altında tek padişah emrinde olmak gereklidir.
şehzade süleyman han bu sözleri dinleyince yemin ederek şöyle söyler:

babamın yolu benim yolumdur...


Alparslan ın Malazagirt savaşı öncesi yaptığı konuşma..





Buharalı âlim Muhammed bin Abdülmelik, Sultan Alparslan’ın huzuruna çıkarak şöyle dedi:


“Ey sultan! Sen İslâmiyet uğruna, bu yüce din uğruna savaşıyorsun. Bu savaşı bütün Müslümanların camide sana dua edecekleri Cuma günü yap. Ben, Allah’ın zaferi senin adına yazdığını ümid ediyorum.”

Halife el-Kaim, bütün camilere aynı hutbeyi göndermişti. Malazgirt ovasında ise; Cuma namazı büyük bir şevkle ve kalb huzuruyla kılındı. Herkesin yüzünde sevinç dalgaları dolaşıyordu. Sanki bayram yerine toplanmışlardı.

Alparslan yaptığı konuşmasının sonunda, az sonra Bizans ordusuyla savaşacak olan askerlerine:

“Beni takip etmek isteyenler gelsinler, geri dönmek isteyenler de serbestçe gidebilirler. Onlara hiçbir ceza verilmeyecektir. Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Ben de sizlerden biriyim ve sizinle birlikte savaşacağım” dedi.

Bu sözleri işiten askerler coşmuştu. Sonuna kadar seninle birlikteyiz!” diyorlardı.


Tekbir sesleri yeri göğü çınlatıyordu.





_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra   Bugün 10:23 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Osmanlı İmparatorluğu'ndan; “Bir Demet Hatıra
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Avrupalı Ressâmların Yapmış Oldukları Osmanlı Tablolar
» Bursa'daki Osmanlı Sarayı'na Ne oldu?
» rumeli
» Yeliz Şar(Melike)
» Ebru Gündeş'in An An Beyin Kanaması

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUMRUM :: KUMRUM TÜRK DÜNYASI VE DINIMIZ :: TÜRK TARiHi-
Buraya geçin: