KUMRUM

GERCEK TÜRKLERIN YENI ADRESI
 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 ****** İle İlgili Anılar (Hatıralar)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
KUMRUM
KUMRUM YÖNETIM
KUMRUM YÖNETIM


Kadın
Mesaj Sayısı : 9909
Yaş : 45
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 13
Points : 10802

Kayıt tarihi : 29/08/08

MesajKonu: ****** İle İlgili Anılar (Hatıralar)   Cuma Kas. 06, 2009 11:13 pm

ATATÜRK’ün CEVAP VEREMEDİĞİ TEK İNSAN

Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmiş, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun
sebebi, bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:

-Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler. ..
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini "İstiklal" diye kışkırtırlardı. Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler zenginleşirlerdi. Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, ******'e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.
******, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:
-Bu köşk kimin?
-Kirkor'un.. .
-Ya şu koca bina?
-Yargo'nun.. .
-Ya şu?
-Salomon'un. ..

****** biraz sinirlenerek sormuş:
-
Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:
-Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna Boyları'nda, Balkanlar'da, Arnavutluk Dağlarında, Kafkaslarda, Çanakkale'de, Sakarya'dasavaşıyorduk paşam...

****** bu anısını naklederken:
-Hayatımda cevap veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, derdi.



HZ.MUHAMMED ...


Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da bulunan, Hz. Muhammed ahfadından Şeyh Ahmed Sünusi, bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i görür. Derhal koşarak elini öpmek ister. Hz. Muhammed kendisine sol elini uzatınca buna şaşıran ve üzülen Şeyh: "Ya Resulallah, niçin bana sağ elinizi uzatmadınız?" diye sorar. Hz. Muhammed şu cevabı verir: "Sağ elimi Ankara'da Mustafa Kemal'e uzattım..."


ESRARENGİZ HİNTLİ MİHRACE "NİN SIRRI HALA ÇÖZÜLEMEDİ…


Bilindiği gibi Hint halkı, Kurtuluş Savaşı”nda, ******”ü ve Türk halkını yalnız bırakmamış ve maddi-manevi olarak, Türk halkının yanında yer almışlardı. Kurtuluş Savaşı'ndan yıllar sonra, 1929 yılında, Hintli bir Mihrace, ******”ü Pera Palas"taki 101 no’lu odasında ziyaret etmeye gelmişti. Ne amaçla ziyaret ettiği bilinmemesiyle birlikte bir başka nokta da, Mihrace"nin kim olduğudur. Mihrace"nin ,******"e sunduğu hediyenin kendisinde de bir sır gizliydi… Bu hediye altın sırmalı Hint işi bir ipek seccadeydi.

Seccadenin üzerindeki desende, bir şamdanın asılı olduğu bir düz kemeri; her iki yanında birer güvercini bulunan, beş kubbeli bir diğer kemerin çevrildiği görülüyordu. Bordür motifi, fillerden oluşuyordu. Desenin en ilginç unsuru ise, her iki kemerin arasındaki, dal kıvrımı ve gül motifleriyle süslü boşlukta yer alan romen rakamlı bir saat kadranıydı: Bu saat 09.08"i gösteriyordu. Seccade halen Perapalas"da bulunmaktadır.




DÜŞMAN DONANMASI İLE İLGİLİ KEHANETİ…
Almanya ile birlikte,Birinci Dünya Savaşı"na giren Osmanlı İmparatorluğu her şeyini kaybetmiş durumda idi. 30 Ekim 1918"de imzaladığı Mondros mütarekesi ile Türk topraklarını kaybettiği gibi yavaş yavaş tarih sahnesinden de silinmeye başlamıştı… İstanbul"un işgal edildiği günlerde,İstanbul"a dönen Mustafa Kemal düşman zırhlılarını Dolmabahçe önünde gördüğü zaman üzüntüyle:
“Geldikleri gibi gidecekler..”
Daha sonrasını zaten biliyoruz. Sonuç olarak geldikleri gibi gittiler. İşin ilginç tarafı Nostradamus"un da bu konuyla ilgili bir kehanetinin bulumasıdır.”Centurien” adlı kitabdaki kehanet şu şekildedir:

Kongre başkanını tutan devlet adamları
İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta"ya
Girilmiş İstanbul"a alınmış Rodos Adası
Ama geldikleri gibi gidecekler


4 Eylül 1919"da hatırlanacağı gibi Sivas Kongresi toplanmıştı. Kongre Başkanlığı"na, işgal kuvvetlerine karşı açıkça tavır alan Mustafa Kemal seçilmişti. Kurtuluş Savaşı"nı ve ******"ü destekleyen İstanbul"daki mecliste olan milletvekilleri de işgal kuvvetlerince Malta Adası"na sürgüne gönderilmişti. Bu hatırlatmanın ışığında dörtlük bir kere daha okunursa, durum daha iyi anlaşılacaktır.

GÖZLE GÖRÜLMEYEN YERİ BİLMESİ….

Sakarya Savaşı"ndan sonra bir subay cepheden alınan bilgileri Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal"e okuyordu. Kağıttaki notta cephe komutanlarından biri ,Seyit Gazi"nin kuzey-doğu tarafında bir düşman fırkasının göründüğünden bahsediyordu… Bunun üzerinde Mustafa Kemal kaşlarını çatarak:
“ Hayır! Orada düşman yoktur..İyi baksınlar..”
Subay öğle yemeğinde geri geldi. Biraz da sıkılarak: -
“Haber aldım komutanım.Bahsedilen yerde düşman yoktu.

BU KEHANETİNE DÜŞMAN GÜÇLERİ DE İNANMAMIŞTI…

Düşman Ordusu"nu tamamıyla yoketmek amacıyla başlatılan Büyük Taaruz amacına ulaşmıştı.Ordularını korkunç sondan kurtarmak isteyecek olan itilaf devletlerinden durumu gizleme amacı güden fakat bu başarıları haber alan itilaf devletleri kendisinden görüşmek üzere randevu istedikleri zaman.ATATÜRK elçilere:
“Sizinle 9 Eylül 1922 Nif(Kemalpaşa) kasabasında görüşebilirim.”
İşin ilginç tarafı, bu sırada Türk Orduları Nif"den çok uzakta bulunuyordu.Ve 9 Eylül"e kadar oraya çarpışarak varmak çok zor,hatta imkansız gibi görülmekteydi.Çünkü bu bir savaştı.Yani kesin tarih verilmesi norma şartlarda hiç bir şekilde mümkün değildi.Savaş sırasında neler olabileceğini kim önceden kestirebilirdi ki? Aradan 10 gün geçti.Bu olayı daha sonra ünlü Nutku"nda kaleme alarak şöyle demiştir:
“Dediğim gün Nif"te idim.Fakat benden randevu isteyenler orada yoktu…”



BAŞKENT ANKARA

******"ün Ankara"yı Başkent yapmasının ardındaki sebep hayli ilginçti: -
“Ben Türk"ün imkansızı imkan haline getiren kudretini bütün dünyaya göstermek için Ankara"yı istedimBir gün gelecek şu çorak tarlalar yeşil ağaçların çevirdiği villalar arasından uzanan yeşil sahalar, asfaltlar ve binalarla bezenecek.Hem bunu hepimiz göreceğiz,yakında olacak…”
Ankara 13 Ekim"de başkent oldu. Bazı Batılı devletler Ankara"nın nüfusu ve kırsallığı yüzünden büyükelçi göndermeyeceklerini açıklamalarına rağmen karar değişmedi.



RUSYA"NIN GELECEĞİ
Kurtuluş Savaşı sırasında en büyük desteği Rusya"dan alan Mustafa Kemal, savaş sonrasında ise ilişkileri belli bir düzeyde sürdürüyordu. Çünkü Lenin"den sonra iktidarı ele geçiren Stalin Rusya"yı keyfi bir şekilde yönetiyordu… 1936 yılında ****** her zamanki gibi Çankaya"daki akşam yemeklerinde ülkenin sorunlarını konuşurken, masadakiler sık sık Paşam, Ruslar şöyle ileri adımlar atıyor, ekonomide, sanayide, askeri alanda şöyle başarılı oluyorlar diye anlatıyordu. ******"ün bunun üzerine yemeği bırakıp masanın üzerindeki içinde meyvelerin bulunduğu tabağı alıyor ve yere atacakmış gibi yapıyor. Masadakilere :
”Eğer bunu yere bıraksam kaç parça olur?” diye soruyor. “40 parça olurdu Paşam” diyorlar… “Hayır…” diyor ******, soruyu yine tekrar ediyorlar, aynı cevabı alıyor. Bunun üzerine "Bilemediniz…” diyor. Ve devam ediyor:

“Biraz sabredin… Yurtta Sulh, Cihan”da Sulha sarılın. Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak. Bu nesil Bolşevik ihtilali yaptı. Kan kussa, kızılcık yedim der. Oğulları da babalarının istikametinde gider.Ama ondan sonraki nesil Rusya"yı 60 parçadan böler…”

Bu sözler 1936 yıllarını şöyle bir hatırlayalım… Henüz daha II.Dünya Savaşı çıkmamış ve Rusya büyük bir güç olmamışken,bu söz söylenmiştir.Anlattığı şeyler 64 yıl sonra gerçekleşmiştir.****** devam etmiştir: -
“Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur,komşumuzdur,müttefikimizdir.Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.Fakat,yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.Tıpkı Osmanlı gibi,tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir,ufalanabilir.Bu gün Rusya"nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.Dünya yeni dengeye ulaşabilir.İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.Bizim,bu dostumuzun idaresinde dili bir,inancı bir,özü bir kardeşlerimiz vardır.Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir.Hazırlanmak lazımdır.Milletler buna nasıl hazırlanır?Manevi köprüleri sağlam tutarak..Dil bir köprüdür.İnanç bir köprüdür.Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz.Onların bize yaklaşmasını beklemeliyiz,bizim onlara yaklaşmamız gerekliliğidir.Rusya bir gün dağılacaktır.O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.”diyen ****** :
”Türkiye 21 nci Yüzyılı şekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadır.Onlar bizi örnek alacaklardır.” diye görüşünü bildiriyor. ******"ün ileri görüşünü 1999 yılından 2000 yılına girerken gözlem yapan ve gazeteleri televizyonları yani kısacası dünyayı takip eden herkes şu an bile anlayabilir.

ANNESİNİN ÖLÜMÜYLE İLGİLİ GÖRDÜĞÜ RÜYA…

Zübeyde Hanım rahatsızlığı artığından Uşşakizadeler "in evinde oğluna hasret vefat eder. Ancak bu haber Paşa"ya nasıl haber vereceklerini düşünüyorlardı. Annesinin ölümünden habersiz olan Mustafa Kemal, aynı saatlerde trenle çıktığı Yurt gezisinde uyumaktaydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde gördüğü kâbus gibi rüya yüzünden kan ter içinde uyanır... Bir sigara yakar ve zile basarak kompartımanındaki hizmetine bakan Ali Çavuş"u çağırıp: -“Gördüğüm rüya canımı sıktı…”der. Ali Çavuş :

”Hayırdır Paşam” deyince ****** de rüyasını anlatır: -“Pek hayır olacağa benzemiyor. Kırlık bir yerdeymişiz. Her taraf yeşillik… Birden bire sel geliyor, annemi alıp götürüyor. Endişe ediyorum. Yaverlere söyle, İzmir”e telgraf çekip annemin sağlık durumunu sorsunlar…”
Acı haber tez gelir derler… Kısa bir süre sonra Yaver Salih"in yolladığı şifreli telgraf le gelir. ****** telgrafın şifreli olduğunu derhal anlayarak: -“Annem öldü mü?” Ali Çavuş üzgün bir şekilde telgrafı uzatır: -
“Başınız sağ olsun Paşam.” Gözleri yaşla dolan ****** :
“Bana malum oldu… Bana malum oldu…Bunun kabusunu gördüm ben..Anam..Zavallı çilekeş anam..Benim anam öldü başka analar sağ olsun..”
diyerek koltuğuna çöker. Vatan hizmetinin zorunluluğu yüzünden annesinin cenaze törenine katılamaz.

Bunlar ve bundan daha fazlası kehanet ******"ün düşüncelerinde belirmiştir.Daha sonra bunları çeşitli olaylardan sonra dile getirerek parapsikolojik yeteneğini görmemize neden oluyor.Daha fazla bilgilenmek için Gazeteci Ali Bektan"ın 18 yıllık alın teriyle çıkardığı “ATATÜRK"ÜN KEHANETLERİ” adlı kitabını alabilirsiniz.Gerçekten bizim için bir “Kader” diyebileceğimiz ****** sözleri,fikirleri ve düşüncerini TÜRK HALKINA her zaman önüne sunmuştur.Bize düşen böyle bir kişiliğe sahip olduğumuzla övünmek yerine,bize kalan mirasları olan ülkemiz ve düşüncelerini geliştirip yeni neslin çocuklarına “net bir “TÜRKİYE bırakmak için çalışmamız gerekecektir”. demiştir.




DİKTATÖR DEDİLER

Bir gazetecide ******'e sorar " size de diktatör diyorlar ne dersiniz". ****** şöyle bir bakar, "Eğer ben diktatör olsaydım hanımefendi bu soruyu sorduktan sonra siz asla canlı kalamazdınız " diyecektir. Peki diktatör mü Mustafa Kemal bakalım.

İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler. Trene binerler kompartımana çekilirler. Ertesi gün kompartımanı çalar yaveri, açar yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır ******. Yaveri "ya paşam bu ne hal hiç uyumadınız herhalde niye böylesiniz" der. " Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm bende uyumadım kalktım" der. Yaveri; " aman paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik" der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunları tarihi bir cevap derki " Geç farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması". Var mı böyle bir şey! Bu insana diktatör demeye kimin dili varabilir. Ayaklarının altına Yunan bayrağı serildiğinde bayrak bir ulusun onurudur diye basmayıp kaldırtan bir insanın kendi milletinin inancını çiğneyebileceğini düşünmek ancak onuru ve şerefi olmayan kişilerin işi olabilir diye düşünmeden de edemiyorum



DÜNYA LİDERİ

İstanbul Üniversitesinin açılış töreni... Çok mütevazı bir salon, tahta iskemleler, ortaya ATATÜRK'ün oturması için kırmızı renkte süslü muhteşem bir koltuk konmuş. Profesörlerle birlikte geliyor, buyurun diyorlar. Bir koltuğa bakıyor dönüyor profesörlere, aynen şunları söylüyor; " Sizlerden öğrenecek o kadar çok şeyim olduğuna göre bu koltuk sadece sizlere layıktır" diyor. En kıdemli profesörü o koltuğa oturtuyor ve kendisi tahta iskemlede programı sonuna kadar izliyor. Evet, yani kendince hak etmediği hiçbir koltuğa oturmayan bir Mustafa Kemal'i görüyoruz orada. Dünya lideri olmak sanıyorum bu evet...



ATATÜRK İLİ Mİ?

Bu arada İstanbul ve Ankara illerinden birisine ATATÜRK adının verilmesi için bir kanun önergesi veriliyor meclise. Ya İstanbul'a ATATÜRK diyorduk ya Ankara'ya. Bu önergeyi vereni hemen çağırıyor ve aynen şunları söylüyor ;"Bir ismin dillerde kalması için şehrin temellerine sığınmasına gerek yoktur. Bakın bu şehrin ismi İstanbul ama Fatih Sultan Mehmet'i hemen hatırlıyoruz. Eğer ben bir şey yapabildiysem bunu binaların tepelerine, şehrin temellerine ismimi yazarak değil milletimin kalbine yazarak anılmak isterim " diyecek, hiçbir yere adının verilmesini kabul etmeyecektir. Şimdi bakıyorum da hortumcunun soyguncunun hepsinin adı bitaraflarda şey gibi yazıyor merak ediyorum nasıl oluyor bu diye.

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
****** İle İlgili Anılar (Hatıralar)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» ŞAİR ATATÜRK
» ******'ün Hayatında 19 Sayısının Önemi
» rumeli
» YasEMinİn haYAtI
» ******E BiRGüN SORARLAR

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUMRUM :: KUMRUM TÜRK DÜNYASI VE DINIMIZ :: TÜRK TARiHi-
Buraya geçin: