KUMRUM

GERCEK TÜRKLERIN YENI ADRESI
 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
bozkırlar
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE


Kadın
Mesaj Sayısı : 42
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 0
Points : 92

Kayıt tarihi : 30/05/09

MesajKonu: Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?   Ptsi Ağus. 31, 2009 1:56 am

Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?
Kara Kuvvetleri Komutanı radyoda yaptığı konuşma ile Türk Kara Kuvvetlerinin 600. kuruluş yılını kutladığı gibi daha yüksek kademedeki kimseler arasında da aynı konu üzerinde tebrikleşmeler oldu.

Bu hesaba göre Türk Kara Kuvvetleri, yani daha gerçek anlamı ile Türk Ordusu 1363'te kurulmuş oluyor.

Bu demeç ve mesajlarla kendimizi bilmek bakımından ne kadar büyük gaflet içinde bulunduğumuz bir daha ortaya çıkmış oldu.

600. yıl dönümünü kutlayan yüksek mevki sahiplerine şunu sormak gerekiyor:

Türk Kara Kuvvetleri 1363'te kurulduğuna göre ondan önceki büyük savaşlar, çok büyük stratejik hareketler ve taktik vuruşmalar kimin tarafından yapılmıştı?

Bu hareketleri yapanlar ve büyük imha meydan savaşlarını kazananlar Türk Ordusu değil miydi? Meselâ ikide bir tekrarladığımız 1071 Malazgirt zaferini Türk Ordusu değil de, gayrı muntazam çeteler mi yapıp kazandı? Yahut bu ordu Türk hükümeti tarafından ücretle tutulmuş yabancı askerler tarafından mı kurulmuştu?

Bunu gibi 1040 Dendanekan savaşını, 1048 Pasinler savaşını; Birinci Kılıç Arslan, Birinci Mesud, İkinci Kılıç Arslan'ın Haçlılarla yaptığı büyük meydan savaşlarını yapanlar ordu değil miydi?

Türk Ordusunu 1363'te kurulmuş saymak millî gururu inciten bir uydurmadır. 1363'te kurulan şey Türk Kara Ordusu değil, devşirmelerden mürekkep bir iki muhafız bölüğüdür. Osmanlı Hanedanı zamanındaki büyük askerî hareketlerde de bunların rolü cirimleri kadar olmuş, asıl savaşı tımarlılar, yani eskiden beri mevcut olan ordu yapmıştır.

1363'te kurulmuş ordu ile yeni bir ordu düzeninden bahsedilmek isteniyorsa, yine yanlıştır. Çünkü bu ordu On Dokuzuncu Yüzyılda bizzat devlet tarafından kaldırılarak yenisi kurulmuş, hattâ Balkan savaşından sonra Almanya'dan getirilen öğretmenlerle ve yeni teşkilâtla ordu yeni baştan düzenlenmiştir. Değişme burada da bitmemiştir. Şimdiki ordumuzun eğitim, kuruluş, taktik, kıyafet, hatta yürüyüş ve adım atış bakımından Kurtuluş Savaşı'nı yapan orduya benzer tarafı kalmış mıdır?

Böyle olduğu halde bunlara nasıl aynı ordunun türlü çağlardaki kademeleri diye bakıyorsak, 1363'ten önceki zamanların ordusuna da öyle bakmak icap eder ve gerçek de budur.

Milâttan önce 220'den beri tarihi, tarihî belgelerle bilinen ve tarihte daima birinci sınıf asker diye tanınan bir millet 16 asır ordusu olmadan yaşayacak, sonra ancak 1363'te aklına gelerek bir kara ordusu kuracak, bu ordu da yer yüzünde Türk kalmamış gibi hep yabancılardan mürekkep bulunacak...

Doğrusu, söyleyecek söz bulamıyorum...

Bu olay, memlekette millî kültür yoksulluğunun derecesini gösteriyor. Hele Milli Eğitim Bakanlığının, ortaokul ve lise derslerinde bir değişiklik yapacağının söylendiği, orta okullarda tarih-coğrafya-yurt bilgisi derslerinin sosyal bilgiler adı altında birleştirileceğinin ileri sürüldüğü bu günlerde bizi, millî kültür üzerindeki bazı düşüncelerimizi söylemeye mecbur ediyor.

Millî şuurun millî kültürle ayakta tutulacağı artık dünyanın yuvarlaklığı kabilinden bir gerçektir. Millî kültürün kaynağı ise okullardaki bazı derslerdir. Bu derslerin başında Türk dili ve Türk tarihi gelir. Milli Eğitim Bakanlığı tarih, coğrafya ve yurt bilgisini birleştirmek yerine müstakil bir Türk tarih dersi ihdas edip bunu ilkokulun ikinci sınıfından lisenin sonuna kadar okuttursa çok yerinde bir harekette bulunmuş olurdu. Başka milletlerin aydınlarındaki kendi tarihlerini biliş her türlü takdirin üstündedir. Bizim aydınlarımızın da o hale gelmesi ancak ders programlarındaki yeni ayarlama ile kabil olacaktır. Kısacası ilk ve orta öğrenim bir yandan millî şuur, bir yandan da atom çağı gereklerine göre düzenlenmelidir.

Sayın Kara Kuvvetleri Komutanı, lise öğrenimi sırasında iyi bir Türk tarihi dersi görseydi; Çengiz Han'ın genç komutanı Cebe'nin Doğu Avrupa'ya olan hârika yürüyüşünü ve bu komutanların eşsiz disiplinli ordularını bilseydi, Türk Kara Kuvvetleri 1363'te kurulmuştur demeyecekti.

O halde Türk ordusu ne zaman kuruldu? Bugünkü tarih bilgimize göre ilk teşkilâtlı Türk ordusu Milâttan Önce 209'da Tanrıkut Mete (=Motun) tarafından kurulmuş, verilen buyruğa kayıtsız-şartsız itaat şartı kabul ettirilmiştir, ordu 10, 100, 1000 kişilik birliklere ayrılmıştır. Fatih, İstanbul kuşatması sırasında nasıl yeni bir top icat etmişse, Mete de uzak menzilli bir yay icad etmiş, bu müthiş ordu sayesinde Kore'den Hazar'a kadar olan bölgeyi tek devlet halinde birleştirerek Türk milletinin yaratıcısı olmuştur.

Bundan sonraki bütün ordularımız Tanrıkut ordusunun devamıdır. Zaman zaman değişiklikler ve düzeltmeler yapılmış, fakat ruh ve temel aynı kalmıştır.

Bu sebeple 1363 yılı Türk Kara Kuvvetlerinin yani Türk Ordusunun kuruluşunun 600'üncü değil, 2172'nci yılıdır.

Saygılarla arz olunur.


Orkun, 15 Temmuz 1963, Sayı: 18
Hüseyin Nihal Atsız

__________________
Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister,
Büyük devlet kurmak için büyük kan ister...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
bozkırlar
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE


Kadın
Mesaj Sayısı : 42
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 0
Points : 92

Kayıt tarihi : 30/05/09

MesajKonu: Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?   Ptsi Ağus. 31, 2009 1:58 am

Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?
Kara Kuvvetleri M.Ö.209'da kurulmuştur.Bu amblemde de yazmaktadır.Tabi ordu daha da eskilere dayanır aslında.Bazıları diyor ki,Türkiye Cumhuriyeti 1923'te kurulmuşken nasıl olur da ordu M.Ö. kurulur.Unutulmasın ki ordu millet demektir,millet de devlet demektir.Baktığımızda Azerbaycan'ın da Türmenistanın da ve diğer Türk Cumhuriyetlerinin de Kara Kuvvetleri M.Ö.209'da kurulmuştur.Çünkü devletleri ordular kurar.

YÜZDE YÜZ TÜRK OLDUĞUN GÜN CİHAN SENİNDİR!..


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
bozkırlar
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE


Kadın
Mesaj Sayısı : 42
Metin Alanı : NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE

Ruh haliniz :

MADALYA :
Reputation : 0
Points : 92

Kayıt tarihi : 30/05/09

MesajKonu: TÜRK ORDUSUNU DOĞRU ANLAMAK   Ptsi Ağus. 31, 2009 2:00 am

Türkiye’nin sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası, stratejik konum, doğal zenginlikler, ülkemizi pek çok dış gücün hedefi haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. Bu gerçekler ise bizi dış politikada yeni bir açılıma zorlamaktadır.

Türkiye, dünyanın en hassas coğrafyasında yer alan bir ülkedir. Türkiye'nin üç ayrı dış politika yönü, yani Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya, onyıllardır süren çatışmaların ve önümüzdeki onyıllarda süreceği aşikar olan çıkar mücadelelerinin odak noktalarıdır. Sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası, stratejik konum, doğal zenginlikler, Türkiye'yi pek çok dış gücün hedefi haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. Bu tehditlere karşı Türkiye'nin en büyük güvencesi ise, her zaman kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur.
Geçmişe baktığımızda, kurulduğu günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti'nin dış düşmanlar tarafından tehdit edildiğini ve her defasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanca mücadelesi ve basiretli taktik ve stratejileri vesilesiyle bunları bertaraf ettiğini görebiliriz.

Örneğin;

• Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, Türk ordusunun işgal altındaki yurdumuzu kurtarmasıyla mümkün olmuştur. Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordunun Ermenilere karşı kazandığı zafer, ardından Batı cephesinde İsmet Paşa ve Mustafa Kemal Paşa'nın komutasındaki kahraman birliklerimizin zaferiyle perçinlenmiştir. Tüm dünyanın şaşkınlık ve hayranlığı içinde yurdu düşman işgalinden kurtaran Türk ordusu, pek az ülkede başarılabilen bir zafere imza atmıştır.

• Milli Mücadele'nin ardından Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle birlikte, genç Türkiye Cumhuriyeti başka tehditlerin hedefi haline gelmiştir ve bu tehditlerin karşısında yurdumuzun en büyük güvencesi yine Türk ordusu olmuştur. Büyük Önder ******'ün basiretli dış politikası Türkiye'yi Balkan Antantı ve Sadabad Paktı gibi önemli ittifaklar içine alarak korurken, giderek yükselen Faşist İtalya'nın yayılmacı siyasetine karşı, Türk ordusunun güçlü, disiplinli ve gözü pek karakteri önemli bir caydırıcılık üstlenmiştir. II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nın Yunanistan'ı işgal ederek Türkiye'nin yanı başına kadar gelmesi, ancak Türkiye'ye girmekten imtina etmesinde de, Türk ordusunun caydırıcılığının yine önemli bir rol üstlendiği inkar edilemez.

• II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye'ye yönelik en büyük tehdit ise Sovyetler Birliği'dir. Tüm Doğu Avrupa'yı işgal eden Kızılordu'nun, Rusya'nın Türkiye üzerindeki tarihsel emelleri de hesaba katılırsa, Türkiye'yi işgal etmeyi de planladığı açıktır. Ancak buna cesaret edememişlerdir. Bunda, Türkiye'nin NATO'ya katılmasının da büyük rolü olsa da, Türk ordusunun caydırıcılığının da önemli bir pay taşıdığı açıktır. Amerika'nın müttefiklerine yaptığı yardım, Sovyetler'i Vietnam'da veya Kamboçya'da caydıramamış ve durduramamışken, Türkiye'deki caydırıcılığın sadece Amerikan desteğinden değil, asıl olarak Türkiye'nin gücünden kaynaklandığı açıktır. Bu gücün özü ve ifadesi ise kuşkusuz Türk Ordusu'dur.


Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin yaşadığı en önemli dış politika krizi ise Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs'taki Türk soydaşlarımıza karşı fanatik Rumların yürüttüğü soykırım, ancak Türk Ordusu'nun 1974 yılında düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı ile son bulmuştur. Harekatı büyük bir başarı ile yürüterek kuşatma altındaki Türk bölgelerini kurtaran birliklerimiz, o günden bu yana da adada barış ve huzurun en büyük güvencesidir. 1974 öncesinde ada adeta bir kan gölüne dönmüş iken, o zamandan bu yana kan dökülmemiştir ve bunda en büyük pay, Türk Silahlı Kuvvetleri'nindir.

Türk ordusu, 1980 sonrası dönemde Türkiye'nin en büyük sorunu haline gelen bölücü terör örgütüne karşı verilen mücadeleyi de başarıyla yürütmüştür. Düzenli orduların, gerilla taktikleri kullanan terör örgütlerine karşı tam bir başarı sağlayamadıkları tüm dünyada bilinen genel bir olgudur. Oysaki Türk Silahlı Kuvvetleri bu kuralı bozmuş, olağanüstü derecede sabırlı, azimli, disiplinli ve fedakara ne bir mücadele vererek dünyanın en organize ve en kanlı terör örgütlerinden biri olan ve arkasında pek çok dış destek bulunan PKK'yı çökertmiştir. Terör örgütünün liderinin yakalanması, TSK'nin örgütü askeri yönden yenilgiye uğratmasının sonucunda elde edilmiş bir neticedir. (Nitekim bu yakalama da, TSK komuta kademesinin terör örgütünün liderini yıllarca barındırmış olan Suriye'ye karşı yaptığı uyarıdan sonra mümkün olmuştur.)

Türk Silahlı Kuvvetleri sadece askeri gücüyle değil, aynı zamanda Türkiye'nin stratejik meseleleri konusundaki birikimi ve çalışmaları ile de ülkemizin güvencesi olmaya devam etmektedir. Ordumuzun kurmay kadroları, Türkiye'nin tüm milli meselelerini dikkatle izlemekte, etüt etmekte ve bu meselelerde izlenmesi gereken politikalar konusunda sivil otoriteye yardımcı olmaktadır. Örneğin Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin KKTC'ye ve Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'a verdiği destekte, TSK'nin bu hassas konudaki isabetli analizlerinin ve öngörülerinin büyük rolü vardır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye'nin stratejik meseleleri konusunda sivil otoriteyle uyum içinde politikalar, halen ülkemiz için yol gösterici olmaya devam etmektedir. Bu politikaların isabetini gösteren son bir örnek, Irak'ta yaşanan savaş konusunda Türkiye'nin izlediği tutum olmuştur.

MİLLETİMİZİN ORDUYA BAKIŞI

Milletimiz askerliği kutsal bir görev saymış, asker ocağını "peygamber ocağı" olarak bilmiştir. Bu kutsiyet duygusu bugün de tüm canlılığıyla sürmektedir. Batılı ülkelerde askerlik para kazanmak için girilen bir "meslek" iken, Türk gençleri için seve seve yapılan bir "vatan hizmeti"dir. Bölücü terör örgütüne karşı yürütülen çetin mücadele, bu bilinçle kazanılmıştır.

Bu bilincin sürekli olarak ayakta tutulması ve yeni nesillere aynı coşkuyla aktarılması ise, devletimizin gücü ve bekası açısından son derece önemli bir meseledir. Bu gerçek göz önünde bulundurulursa, TSK ile devletin diğer kurumlarının arasını açmaya çalışan ve hatta sanki TSK'nın Türk milletinin değerlerinden uzakmış gibi göstermeye çalışan dış kaynaklı telkinlerin sinsi bir planın parçası olduğu anlaşılır. TSK, Türk Milleti'nin içinden çıkmış kahraman vatan evlatlarından oluşmaktadır ve Türk Milleti'nin değer, inanç ve ideallerinin hepsi TSK tarafından paylaşılmakta ve temsil edilmektedir. Milletimiz de bu gerçeğin bilincindedir ve nitekim yapılan kamuoyu araştırmalarında "en çok güvendiğiniz devlet kurumu hangisidir" sorusuna hep birinci olan "Türk Silahlı Kuvvetleri" cevabının alınması da bunun göstergesidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri konusundaki hassasiyeti ve bu değerleri korumaktaki kararlılığı ise devletimiz ve milletimiz için büyük bir güvencedir. Çünkü bu temel nitelikler, Türkiye'nin hem muasır medeniyetler seviyesine ulaşması, hem de toplumda başta din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere tüm sivil özgürlüklerin yaşanabilmesinin garantisidir. Burada TSK'nın bazı konulardaki görüşlerinin isabetliliğine işaret etmekte yarar görüyoruz:

• ****** İlkelerinin Korunması: TSK'nın bu konuda gösterdiği hassasiyet, başta da belirttiğimiz gibi ülkemiz için büyük bir güvencedir. Çünkü geçmişte ülkemizi ******'ün yolundan ayırmak veya ******'ün yolunu kasten yanlış yorumlayarak çarpıtmak isteyen akımlar olmuştur. Örneğin, ******'ün dini inançlara son derece saygılı olan laiklik anlayışını kendi materyalist ideolojilerine kılıf haline getirmek isteyenler; veya onun milli ve demokratik karakterdeki devrimlerini çarpıtarak kendi hayallerindeki komünist devrim projelerine benzetmek isteyenler olmuştur. Buna karşı TSK her zaman için gerçek ******çülüğü savunmuştur. Ilımlı ve barış yanlısı bir dış politika, dine saygılı laiklik anlayışı, etnik değil kültürel temele ("Ne Mutlu Türküm Diyene" formülüne) dayalı milliyetçilik, Batı dünyası ile yakınlaşma ve işbirliği, ekonomik meselelerde pragmatizm, söz konusu gerçek ******çülüğün temel unsurları arasında sayılabilir.

AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİ

Avrupa Birliği için gerekli düzenlemeler yapılırken, Türkiye'nin bu önemli meselesinde bölücü ideoloji sahiplerinin "kazanım" olarak göreceği bir takım tavizler verilmemesine de dikkat edilmelidir. TSK, bölücü terörle 20 yıl başarıyla savaşmış ve onu yenmiş bir kurum olarak, bu önemli hususu görmekte ve buna dikkat çekmektedir.

• Avrupa Birliğine Üyelik Süreci: ******'ün muasır medeniyetler hedefinin günümüzde Türkiye için en somut ifadesi kuşkusuz Avrupa Birliği'ne üyelik sürecidir. Bu milli hedeftir ve asla terk edilemez. Ancak Avrupa Birliği'ne üye olmak için Türkiye'den istenen bir takım yapısal değişikliklerin Türkiye'nin özel şartlarının da gözetilerek değerlendirilmesi zorunludur. Çünkü Türkiye Avrupa Birliği üyelerinin hiç birinin karşı karşıya kalmadığı özel sorunlarla karşı karşıyadır. Dünyanın en kanlı terör örgütlerinden biri, ülkemiz içindeki bir etnik köken farklılığını sömürerek 20 yıla yakın bir süre Türkiye'de kan akıtmıştır. Avrupa Birliği için gerekli düzenlemeler yapılırken, Türkiye'nin bu önemli meselesinde bölücü ideoloji sahiplerinin "kazanım" olarak göreceği bir takım tavizler verilmemesine de dikkat edilmelidir. TSK, bölücü terörle 20 yıl başarıyla savaşmış ve onu yenmiş bir kurum olarak, bu önemli hususu görmekte ve buna dikkat çekmektedir. Tüm devlet kurumlarımızın, sivil toplum kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin bu hususa aynı duyarlığı göstermesi, yerinde bir davranış olacaktır.
• Dinin Doğru Anlaşılması: Türk Silahlı Kuvvetleri başta da belirttiğimiz gibi Türk Milleti'nin içinden çıkmıştır ve milletimizin tüm kutsal değerlerini benimsemektedir. Bu değerlerin başında da yüce dinimiz İslam gelir. Ancak bugün dünyamızda İslamiyet'i yanlış yorumlayan, bir takım radikal siyasi ideolojilere hatta terörizme kılıf bulmak üzere çarpıtan akımların varlığı da malumdur. 11 Eylül terör saldırıları, bu akımların dünya çapında ne kadar büyük bir tehdit haline geldiğini açıkça göstermiştir. TSK'nın dini meselelerdeki dileği ise, bu gibi çarpık akımların fikriyatının yerine, milletimizin İslam'ın doğrusunu ve özünü öğrenmesidir. Kuran-ı Kerim'in Türkçe'ye çevrilmesini, hutbelerin Türkçe olarak okutulmasını sağlayan, "dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum" diyen Büyük Önder ******'ün yaklaşımı da zaten bu yöndedir.

Tüm bunlar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, sahip olduğu büyük birikim ve vizyonla, azim ve kararlılıkla, fedakarlık ve vazife bilinciyle, devletimizin ve milletimizin bekasının en büyük güvencelerinden biri olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu gerçeği milletimizin her ferdinin iyi anlaması gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki, Türkiye, dünyanın çok sorunlu, istikrarsız ve kritik bir bölgesinde yer almaktadır. Bu bölgede bir ülkenin güvenli, istikrarlı, müreffeh ve baki olabilmesi için, büyük bir askeri güce sahip olması gerektiği aşikardır. Irak'taki savaş ve bu savaşla birlikte bir kez daha gündeme gelen Kuzey Irak meselesi, kahraman ordumuzun gücünün ve basiretinin ülkemizin en büyük güvencesi olduğunu bizlere bir kez daha hissettirmiştir. Onyıllardır tüm Ortadoğu'ya dehşet saçan Sadddam Hüseyin gibi saldırgan diktatörlere; Türkler ile Kürtler arasındaki tarihsel dostluk ve kardeşliği hiçe sayarak milletimize ve devletimize (ve Kuzey Iraklı Türkmenlere) koyu bir husumet besleyen bazı Kuzey Iraklı Kürt hareketlerine; bölge üzerinde emeller besleyen bu emeller uğruna Türkiye'nin milli menfaatlerini sarsabilecek büyük güçlere ve tüm diğer potansiyel tehditlere karşı en büyük güvencemiz, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Milletimizin her ferdinin bu bilinç içinde ordumuza sahip çıkması, "asker millet" ruhunu yaşaması ve yaşatması gerekmektedir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?   Bugün 9:11 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Moralinmi Bozuk, Canınmı sıkılıyor ? O zaman Gir içeri Süper hikaye dinle komik hikaye
» HALİT KARA OLDİ İŞTE:)
» basketbolun kuralları
» Hz.Adem (a.s)
» KADIN KAHRAMANLAR

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUMRUM :: KUMRUM TÜRK DÜNYASI VE DINIMIZ :: TÜRK TARiHi-
Buraya geçin: